|
|
|
BİR ANZAK' IN ANLATTIKLARI
Florida
eyaletinin merkezi Miami, sıcak iklimi, denizi, doğasıyla dikkat çeken,
güzel bir kent. Şehrin kenar mahallesinde, bahçe içinde iki katlı,
villa sayılabilecek bir binada, yaşlı bir hasta çocuklarını başına
toplamış belki de son sözlerini söylüyordu;
“Conk
bayırında süngü süngüye çatışıyorduk, karşımızdaki insanların öz
vatanlarını savundukları aklımıza geldikçe; dizlerimizin bağı çözülüyor,
irademiz gevşiyordu. Kahramanlıkları, cesaretleri karşısında eriyorduk.
Gözleri cennette, akılları vatanlarındaydı. Bizim topumuz, tüfeğimiz,
donanmamız umurlarında bile değildi... Bir anda ortalık toz duman oldu.
Kendimizi, kanlar içinde yerde bulduk. İngiliz donanmasından atılan top
mermisi yanı başımıza düşmüş; Türk, Anzak; çarpışan tüm askerler yere
serilmiştik. Hepimiz yaralıydık.
Ortalığı derin
bir sessizlik bürümüştü. İçimiz yanıyor, yaralarımızın acısınınşiddeti
yavaş yavaş artıyordu. Kimsenin kurtulma umudu kalmamıştı. Hava alaca
karanlıktı ve gece olmak üzereydi. Sabaha kadar kimse sağ kalamazdı. Bir
süre sonra, hafifçe ayak sesleri duyuldu. Bir manga Türk askeri yanımıza
yaklaştı. ‘Tamam şimdi süngü darbeleriyle bizleri öldürürler’ diye
beklerken; aman yarabbi! Türk, Anzak ayırmadan hepimizi sedye ile alıp
bayırın dibinde bekleyen araçlara taşıdılar, hastaneye kaldırdılar. En
acil olanından başlayıp, hepimizin yarasını sardılar. Ağır olanları
İstanbul’a sevk ettiler.” Yaşlı adam, yanaklarına doğru akan göz
yaşlarını mendiliyle sildi, o ahlak ve fazilet abidesi milletin
gösterdiği insanlığın kendisini nasıl etkilediğini belli etti. Ama,
dinleyenlerde ağlıyordu. Sözüne yutkunarak devam etti.
“Hastaneden
çıkacağım gün gelip çatmıştı, suçluydum. Ne işim vardı elin mübarek
vatanında! İngiliz ordusuyla işbirliği yapmaya gelmiştim! Hem de, aziz
topraklarını işgal etmek üzere... Sabah oldu, komutanın huzuruna
çıkarıldık.
Bizleri hapse yada
sürgüne gönderecekler diye bekliyorduk. Fazlasıyla da hak etmiştik.
Komutan, yiğit ve dokunaklı sesiyle İngilizce olarak bize seslendi; ‘Siz
Anzaklar, İngilizlerin oyununa geldiniz, bizim sizinle bir hesabımız
yok. Sizleri evlerinize geri göndereceğiz. Ama, sizden bir isteğimiz
var, çocuklarınıza ve yakınlarınıza söyleyin; Müslüman Türk Milleti
cesedini çiğnetmeden, vatanını çiğnetmez! Kimsenin toprağında gözümüz
yok, ama bizim topraklarımız, namusumuzdur, gözbebeğimizdir. Sizleri
vatanınıza uğurluyoruz. Bu bizim insanlık anlayışımızın, inancımızın bir
gereği. Umuyoruz ki; bir daha savaş meydanlarında karşılaşmayız.
Sizlerle dost olmayı; uzak mesafelerde yaşasanız bile yüreklerimizin
yakın olmasını arzu ederiz. Güle güle gidiniz.’ dedi. Hepimiz
ağlıyorduk. Başkası olsaydı onların yerinde ne yapardı? Bırakın
memleketlerine uğramayı, savaş meydanında yerde yatarken ya kurşunlar,
yada süngüyle oracıkta öldürürdü! Yazıklar olsun bize. Türkler,
Çanakkale’de Dünya’ya fazilet dersi verdiler. İnanın çocuklar, savaşta
yaşadığım acıları unuttum ama, Müslüman Türk’ün insanlığını unutmak ne
mümkün? Bu nasıl bir inanç sistemi ki; düşmanına bile merhamet
öğütlüyor?” Yaşlı adam konuşmaktan yorulmuş, hafifçede terlemişti. Büyük
oğlu mendille terini sildi. Merak doruk noktasına ulaşmıştı. Yaşlı adam
artık paylaşacağı kararını açıklayacaktı. Söze biraz daha gür sesle
girdi; “Çocuklar, artık kararımı açıklama zamanım geldi. Ama, durun bu noktaya nasıl geldiğimi de söyleyeyim. Bir ay önce Tıp Fakültesi hastanesinde yatarken; güzeller güzeli, şefkat abidesi bir Doktor Bayanla tanıştım. Ülkesinde tahsilini tamamlayamamış, kıyafeti yüzünden okuldan atmışlar, naklini 4 yıl önce Miami Üniversitesine aldırmış.. Fakülteyi burada bitirmiş ihtisasını yapıyor. O gün, beni kontrole o gelmişti. İğne vurmak için kolumu açtığında; pörsümüş pazımın tam üzerinde yıllar önce yaptırdığım Türk Bayrağı dövmesini görünce; kızcağızın gözleri yaşardı ‘dedeciğim’ dedi boynuma sarıldı. Yanaklarımdan öptü. Ben ikinci kez yıkılmıştım. Benim Türk olmadığımı bildiği halde bu ne sıcaklıktı! Uzun uzun konuştuk, anlattım dinledi. Bende O’nu dinledim.. Beni çok sevdiğini, her türlü ihtiyacında emrinde olacağını söyledi. Çocuklar artık kararımı o gün vermiştim: O büyük milletin Yüce inancına hayrandım. Doktor kızım, ikinci gün odama geldiğinde; hemen doğruldum ve konuşmasına fırsat bile bırakmadan kararımı açıkladım: ‘Müslüman olmak istiyorum ne gerekirse yapmaya hazırım’ dedim.
Odayı derin bir sessizlik kapladı. Bir müddet sonra yüzlerde tebessümler belirdi. Evin içi adeta nurlanmış; yüreklerdeki kararlılık, duvarlara aydınlık olarak yansımıştı. Çocuklar tek tek kararlarını açıkladılar. ‘Baba senin bu anlattıklarından sonra başka türlü düşünemezdik zaten’ dediler. Genç bayan Doktoru, ertesi gün eve davet edip; hayatlarının akışını değiştirecek olan, bu güzel tablonun oluşmasına katkısından dolayı şükranlarını iletmeyi kararlaştırdılar…. |