Vakit/ 18 Mart 2005
~Selahaddin Çakır-Abdurrahman Dilipak-Ali Erkan Kavaklı~
Selahaddin Çakır
Siz hâlâ mı,
'Çanakkale geçilemedi!' sanıyorsunuz?
Dün, Çanakkale Zaferi'nin 90. yıldönümüydü..
Medyadaki yayınlar ve bazı yetkililerin tavırlarındaki yaklaşım, hamâset
edebiyatının da ötesindeydi..
Yeniden, Çanakkale geçilmez..' diyerek, özellikle de kavmiyetçi terâneler
yükseltildi.. Halbuki, o savaştan geride kalan mezarlıklara dikkatlice bakan bir
kimse, orada, sadece bir kavmin değil, bütün bir İslâm dünyasının, ümmet'in
savaştığının ipuçlarını hemen elde eder.. Çünkü, mezar taşlarındaki yazılarda
bile, Yemen'den, Bağdad'dan, Bingazi'den, Çölemerik (Hakkari)'den, Edirne'den,
Priştina'dan, Şumnu ve Kırcaali'den, Kırım'dan, Girit'ten, Kerkük'den,
Kıbrıs'dan, Dersim'den, İskenderiye'den, Diyarbekir'den, Haleb'den, Batum'dan,
Sivas'dan, Tebriz, Baku ve Gence'den, hatta Buhara, Isfehan ve Lahor'dan,
Musul'dan, Medine'den, Ayıntâb'dan, Trabzon'dan vs., İstanbul'u rüyalarında bile
göremeyenlerin, bir inanç sisteminin ve o inanç üzerine kurulu bir dünya
görüşünün bağlısı olan bir ümmetin haysiyetini, namusunu korumak ve bu aslî
merkezin, pâyitaht'ın/başkentin düşmemesi için, dünya hayatından geçişlerinin
destanıdır, Çanakkale.. Ama, biz o hazin/ muhteşem tabloyu, daha sonra,
nasyonalist-laik uygulamalarla katlettik..
Bu yıldönümü vesilesiyle, tarih adına söylenenler ise, bir facia.. Verilen
kayıpların ise, Genelkurmay'daki resmî kayıdlara göre, 59 bin olduğu kesin iken;
bu rakamın 250 bin kişi olarak telaffuzu, başta olmak üzere.. Halbuki, o savaşa
katılanların tamamı, yaralıları, hastaları, tebdil-i hava'ya gönderilenleri veya
kaçaklarıyla 200 bin civarında..
Bu savaşı yönetmiş olan 360 kadar üst dereceli komutandan 170 kadarının isminin
bile belirlenemediği; diğer yarısının da, resimlerinin Erkân-ı Harbiye' /
Genelkurmay kayıdlarında bile bulunmadığı açıklanan bir savaşın asıl
kahramanının bir tek kişi' imiş gibi gösterilmesi tuhaf değil mi? (İlginçtir, o
zaman hiçbir kumandan sözkonusu edilmez, kahramanlık ordunun tamamına
atfedilirdi resmî beyanlarda ve dualarda.. Ancak, Yakûb Kadri hâtırâtında, daha
o zamanlarda, İkdam gazetesinde çalışırken, geceleri, ?şebnâme' denilen gizli
bildiriler yayınlayıp, halk'a, bazı komutanların isimlerini duyururduk..' der ve
o bazı kumandanların başında, kimin geldiğinin ve sonunda nasıl tek kişi'ye
düşürüldüğünün hikâyesini de biliyorsunuz..)
Halbuki, bakınız şimdi, Erol Mütercimler'in Gelibolu' isimli kitabında,
sözkonusu kişinin savaşa geç geldiği' bile yeni yeni gündeme getirilebiliyor.
Bilindiği gibi, sözkonusu kişi, daha önce de, Filistin'de, komutasındaki
güçlerin dağılmasından sonra, üstlerinden izinsiz olarak cebheyi terk edip,
İstanbul'a dönmüş ve bu durum, daha sonra, ?ülkenin geleceği için çareler aramak
için gelmişti' diye gerekçelendirilmişti.
Batı'nın Türkiye'ye baskısı yeniden artarken, dün, Çanakkale geçilemez..'
nutukları atılırken bunları bir daha düşündüm.. Evet, Çanakkale geçilememişti,
ama, Çanakkale geçilecek ve dıştan fethedilemiyen kale, içten fethedilecekti..
Çanakkale'de dünya hayatını inancı için fedâ eden insanlar, kendilerinin canları
ve kanları bahasına elde edilen bir zaferin üzerinde, kurnazca yükseltilecek bir
laik rejim eliyle, Kur'an'larının alfabesine; analarının, bacılarının,
hanımlarının, kızlarının inançlarının gereği olan örtülerine bile, hem de
milletin gözbebeği ve Peygamber Ocağı' diye nitelediği ordu adına hereket
ettiğini iddia eden bazı kişiler eliyle yasaklar getirileceğini bilselerdi de,
yine öylesine fedakârca giderler miydi, ölümün üzerine..
Siz bakmayınız, yeniden, böyle günlerde, milletin ayranlarının kabartılmak
istenmesine.. Laik mütegalibe taifesi de biliyor ki, kitleleri bir inançla
hareket ettiremedikçe, onları kimse ölümün üzerine öylesine fedakârca
gönderemez.. Bunun için, gerektiğinde, İslâm'ın savunucusu' rolüne bile
soyunuyorlar; R. Ecevit'in Din elden gidiyor..' demesinde olduğu gibi..
Ama, hayatın bu inanç sistemine göre değerlendirilmesine gelince; işte orada,
Bizim istemediğimiz yönelişlere asla müsaade edemeyiz..' diye ve de, İhtimal ki,
bazı kelleler koparılacaktır..' vecîze'yleriyle ne büyük yanlışlar yapılmıştır!
Ama, bizim insanlarımız biraz duygulu sahneleri görünce, ayranı kabarmaya âmâde
vaziyette, geçmişi unutup, kendilerinden geçiyor ve Çanakkale geçilemez!' diye
kendi kendimize propaganda yapıyoruz..
Halbuki, bize anlatılmak istenen şudur: Bu ülke, savaş zamanında müslüman
halkındır; barış zamanında ise taife-i laicus'un!.'
~Selahaddin Çakır-Abdurrahman Dilipak-Ali Erkan Kavaklı~
Abdurrahman
Dilipak
Çanakkale içinde
vurdular beni !
18
Mart, Çanakkale savaşının yıldönümü. 19 Mart, ABD'nin Irak'a girişinin... Şu
günlerde Çanakkale üzerine toplantılar yapılıyor, konferanslar veriliyor,
filmler gösteriliyor, programlar yapılıyor. 19 Mart'ta ise Kadıköy'de ve
Taksim'de; 20'si de öyle.. ABD'yi protesto için tüm dünyada gösteriler var..
Bugün konum; Çanakkale!
"Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni!"
Askerlerimizin kahramanlıkları, cesaretleri, fedakârlıkları tartışma götürmez.
Avustralya'da Çanakkale savaşı sırasında şehid olan Gül Cemal ve Nur Muhammed'in
efsanevi hikâyeleri, ya da yeşil sarıklıların cephedeki rollerine ilişkin
rivayetler de değil konum. Osmanlı askerlerinin cephedeki arkadaşlıkları, ya da
annelerine yazdıkları mektuplardan da söz etmeyeceğim.
"Bedr'in arslanları ancak, o kadar şanlı idi" diyen şairin, neden böyle
söylediği ya da bu övgüleri de değil konum.
Çanakkale'nin öncesi ve sonrası. Çanakkale savaşına komuta eden Alman generali
ile ilgili sorularım var.
Çanakkale anlaşılmadan Osmanlı'nın nasıl yıkıldığı, Ermeni meselesi anlaşılmadan
cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlamak kolay değil.
Mustafa Kemal, Çanakkale'den sonra Liman Von Sanders'le birlikte Şam'a gitti.
Şam'dan İstanbul üzerinden Samsun'a..
Sanders, Şam'da üç ordumuzu İngilizlere kırdırdı.
Çanakkale'de 400 ya da 500 bin insan hayatını kaybetti. Yeni bir iddiaya göre
İngilizler, Çanakkale'de kimyasal silah da kullanmışlar.
Bugünlerde İngilizlerle dostuz ya, AB içinde tek bir devlet olacağız. Burada
anlaşılmayan bir husus var: Bu milletin yüzde 80'i AB'ye evet diyor. Aynı
milletin imkân bulan 2.5 milyon ferdi Çanakkale'yi ziyaret ediyor. Ama ne var
ki, millet okumak yerine anlatılanları dinlemekle yetiniyor.
Yavuz ve Midilli'yi, yani Braslav ve Goben'i bilmeden, nasıl Almanların safında
Rusya'ya ve İngiltere'ye karşı savaşa girdiğimizi bilmeden Çanakkale'yi anlamak
mümkün değil.
Çanakkale geçilmez filan lâf, geçildi ve sonunda Mondros anlaşmasını imzaladık.
Ardından Sevr'le bize ölümü gösterip, Lozan'la hastalığa razı ettiler.
İttihatçıların alçakça bir oyununa kurban gittik. Celladımızı alkışlatır gibi
bize bir "enkazı beşer"i alkışlatıyorlar. Osmanlı'nın yıkılışına yol açan bir
süreçte, iktidarı ele geçiren Enver ve şürekasının cepheye sürdüğü
askerlerimizin kurban edildiği bir kirli oyunu bir kenara bırakıp, bize başka
hikâyeler anlatıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, 250 bin şehid. Çoğu medrese
talebesi. İstanbul sokaklarında genç bırakmadılar. Ölüm tarlalarında tek tek
şehid düştüler.
Ya karşı taraf? Bir o kadar da karşı tarafta hayatını kaybeden Müslüman var.
Burada Hilafet merkezini İngiliz işgaline karşı cansiperane koruyan Osmanlı
askerleri; ki, Mehmet Akif, Hilafet merkezi düşerse, Mekke, Medine ve Kudüs'ün
düşeceğini haber vererek, Bedrin arslanları ile bu mânâda bir paralellik
kurarken, karşı safta İngilizlerin, Almanlar tarafından işgal edilen Hilafet
merkezinin Almanların elinden kurtarılması bahanesi ile Mısır ve Hindistan'dan
toplanan askerler hoyratça cepheye sürülüyor. Anzaklar işin
kreması/kandırmacası. Ölen ve öldürülen biziz aslında. Bizi bize kırdırdılar.
Çanakkale'yi anarken bunları da hatırlayın.
Çanakkale geçildi sonunda. Şam düştü. Bölgedeki 3 ordumuz dağıtıldı. Filistin
işgal edildi, Mekke ve Medine İngiliz işbirlikçilerinin eline geçti. Kimimiz
Allahuekber dağlarında dondu, kimimiz Şam'da, Filistin'de çöllerde yandı
kavruldu. Kimimiz Çanakkale içinde vuruldu.
Biz bir yandan Çanakkale'yi anarken, İsrail'de Siyonistler 10 Nisan'da
onbinlerle Mescidi Aksa'ya yürüyüp yıkmaya hazırlanıyorlar.
Sahi siz Ankara'ya giderken, üzerinden akıp gittiğiniz rayların Hicaz
demiryolunun bir parçası olduğunu hiç düşündünüz mü?
Neden hâlâ Hicaz demiryolu kapalıdır? Hacılar neden karadan, denizden ve
demiryolu ile hacca gidemezler? Hiç düşündünüz mü? Haydarpaşa tren istasyonunun
mimarisi nasıl? Bu yolu kim, niye yaptı?
Bana kalırsa, Çanakkale'yi anmadan önce Liman Von Sanders gibi bir Alman
generali, neden, nasıl, niçin Bedir'le kıyaslanan bir savaşın komutanı oldu, onu
anlamak, bilmek gerek!
Tarih, övgü ya da sövgü kitabı değildir. Tarih, toplumun ortak tecrübeler
birikimi ve ortak bilincidir. Keşke bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmasak.
Keşke tarihten ders alsak!
Selâm ve dua ile.
~Selahaddin Çakır-Abdurrahman Dilipak-Ali Erkan Kavaklı~
Ali Erkan
Kavaklı
Çanakkale Zaferi ve
inancın gücü
Geçmişini iyi bilmeyen, geleceğini doğru
kurgulayamaz. İbret alınmazsa tarih tekerrür eder. Bu sebeple tarihi bilmek ve
geçmişte yapılan hataları tekrarlamamak zorundayız. Kahramanlık ruhuyla
kazanılan tarihi zaferler, bugün de bize manevî güç ve ilham verir.
Bundan 90 yıl önce küçücük Çanakkale Boğazı'nda ve Gelibolu Yarımadası'nda olup
bitenleri bilirsek, bu toprakları vatan yapan ve bize emanet eden atalarımızın
hangi kahramanlık ruhuna sahip olduklarını daha iyi anlarız. Ölümün düğün olduğu
günleri bilmek, bize hem cesaret verir, hem de uğruna ölünmesi gereken
değerlerimizin ne olduğunu hatırlatır.
Vatan, namus, din, iman, mal ve can; dinimizce mukaddes kavramlardır. Bu
değerler için ölen şehit, kalan gazidir. Zaten bir mümin için ölüm yoktur, fani
dünyadan baki cennete göç söz konusudur.
Çanakkale'de savaşan atalarımız bu değerlere inandıkları için düşmanın topundan,
uçağından, gemisinden, mermisinden korkmadılar. Vatan için ölümü seve seve göze
aldılar. Maddî güç olarak Çanakkale'de savaşan taraflar kıyaslandığında düşmanın
çok üstün olduğu görülür.
Düşmanın 18 büyük zırhlısı, 24 denizaltı gemisi, 13 torpido gemisi, günde 23 bin
mermi atabilen 506 topu ve uçakları vardı. Bizim ise 20 tabyada 170 topumuz
bulunuyordu ve günde 370 top atabilirdi. Uçağımız yoktu, sadece bir mayın
gemimiz mevcuttu. Düşman topları uzak menzilli idiler. Bizim toplarımızın atış
sahasına girmeden, günlerce bizim bataryaları dövdüler. Ölümden korkmayan
Mehmetçik, bu top atışları karşısında yılmadı, ölenler şehit olup cennete
kanatlandı, kalanlar vatan savunması deyip düşmanın yaklaşmasını bekledi.
İki taraf arasındaki güç dengesizliğini komutanlar da biliyordu.
Deniz savaşlarını yöneten İngiliz Amiral De Robeck, kendinden emin şunları
söylüyordu:
"Çanakkale Boğazı geçilecek ve donanmamız Osmanlı Sultanı'nın sarayı önünde
demirleyecek."
Çanakkale Boğazı'ndan geçerek Osmanlı Devleti'ni sona erdirmeyi ve Almanya
karşısında zor durumda olan Rusya'ya yardım etmeyi planlayan İngiliz Savunma
Bakanı Wilston Çörçil şöyle demişti:
"Çanakkale mutlaka geçilmelidir, geçilecektir. Osmanlı Devleti mutlaka bertaraf
edilmelidir, edilecektir."
Güçler arasındaki dengesizliği komutanlarımız da biliyordu. Deniz savaşlarında
cepheyi savunan Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa'nın sözleri, bizim
güç kaynağımızı ortaya koyar. Cevat Paşa şöyle demişti:
"Silah arkadaşlarım! Düşmanın toplarına ve zırhlılarına imanımızla karşı
koyacağız. Şarapnellere ve mermilere göğsümüzü siper edeceğiz. Bütün dünyaya
?Çanakkale Geçilmez' sözünü bir darb-ı mesel gibi söyleteceğiz."
Cevat Paşa, askerimizdeki iman gücüne güveniyordu.
Mehmetçiğin o zamanki ruh hâletini anlatan mektuplar da okumaya değer. Ölümden
korkmuyor ve onu şehitlik mertebesine yükselme vesilesi sayıyorlardı. Savaş
alanını gezenler, Gelibolu Yarımadası'nın Ege Denizi'ne bakan sırtında Ezineli
Yahya Çavuş ve arkadaşlarına ait bir mezar taşı ile karşılaşırlar. Mezar taşında
Çanakkale eski Valisi Nail Memik'in yazdığı şu çarpıcı mısralar yer almaktadır:
"Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş'tular,
Tam üç alayla burada, gönülden vuruştular.
Düşman tümeni sardı bu şahlanmış erleri,
Allah'ı arzu ettiler, akşama kavuştular."
Bölük Komutanı Mehmed Tevfik, anne ve babasına yazdığı mektubunda şunları
yazar:"Sebeb-i hayatım, feyz-ü refikim, sevgili babacığım ve valideciğim,
Arıburnu'nda ilk girdiğim muharebede sağ yanımdan kurşun geçti. Hamdolsun
kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim
olmadığından, bir hatıra olmak üzere, şu mektubu yazıyorum. Şimdiye kadar
milletimin bana verdiklerini bugün hak etmek zamanıdır. Mukaddes vatani vazifemi
ifaya cehd ediyorum. Şehadet rütbesine suud edersem (yükselirsem) Cenab-ı
Hakk'ın sevgili kulu olduğuma inanacağım. Beni affediniz. Lütfen hakkınızı helal
ederek ruhumu şad ediniz."
Not: Bugün saat 14'te Yozgat Akdağmadeni'nde, akşam 19'da Sorgun'da, yarın 14'te
Boğazlıyan'da "başarılı çocuk eğitimi"ni anlatacağım. Değerli okuyucularımız ve
dostlar davetlidir. Dün Nevşehir'de "Çanakkale'de Zafer Kazandıran Manevî Güç"ü
anlattım. Konferansları düzenleyen Eğitim-Bir-Sen'li dostlarıma kültür hayatına
ve moral dünyamıza verdikleri emek ve değerden dolayı teşekkür ederim.