|
Hürriyet/ 18
mart 2005
Ferai TINÇ
Çanakkale’nin hamasetsiz gerçeği
BUGÜN Çanakkale Zaferi’nin 90’ıncı yıldönümünü görkemli törenlerle
anıyoruz.
Gururlanıyoruz, övünüyoruz ama siz hiç Çanakkale’ye gitmeyi denediniz mi?
Bir deneyin.
Türkiye’nin en batı ucundaki bu kentimize, Truva ve Çanakkale gibi tarihin
kaderini değiştiren iki çok önemli savaşın geçtiği bu topraklara ulaşmanın
ne kadar zor olduğunu göreceksiniz.
1950’li yıllarda İstanbul ya da İzmir’den Çanakkale’ye deniz ve hava yolu
ile gitmek mümkünken, bugün ancak beş-altı saatte otomobilinizle
ulaşabiliyorsunuz. Başka ulaşım yolunuz yok.
Günübirlik Diyarbakır’a gidip gelmeniz mümkün ama Çanakkale’ye mümkün değil.
Ya da çok yorucu.
Çanakkale’nin, bırakın köylerini, ilçeleri arasında bile ulaşım sorun. Bu
yüzden organize sanayii bölgesine de ilgi yok.
Bunun birçok nedeni var ama en önemlisi ilgisizlik.
Yıllardan beri Çanakkale zaferi görkemli törenler ve hamasi nutuklarla
kutlandı ama kutlamaların ertesi günü Çanakkale unutuldu.
Eğer öyle olmasaydı, Çanakkale ve çevresi, 90 yıl içinde geçmişine uygun bir
kalkınmışlık seviyesine ulaşırdı.
* * *
ÇANAKKALE’ye her gün turist geliyor. Geliyor değil geçiyor demek daha
doğru. Çünkü burada beş yıldızlı Kolin Otel ve birkaç küçük otel dışında
yeterli altyapı yok. Örneğin 25 Nisan’daki Anzak kutlamalarına katılmak
istiyorsanız eğer, şu an itibarıyla kentte yer bulmanız olanaksız.
Alman Profesör Manfred Korfmann, Truva’da çok önemli çalışmalar
yaptı, önemli bulgular ortaya çıktı ama hálá bir Truva Müzesi yapılamadı.
Çanakkale Müzesi’nde izledikleriniz aşağıda depoda saklı olanların sadece
ufak bir parçası.
Bu bölge, medeniyetin beşiklerinden biri. Ama kendi kaderine terk edilmiş.
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in sayesinde Gelibolu Milli Park
ilan edildi. Ancak bu projenin hayata geçirilişinde de yanlışlıklar ortaya
çıkıyor. Bölgedeki sivil toplum örgütleri uygulama aşamasında kendilerinin
dışlandığını söylüyorlar. Projenin amacı savaş alanlarının, bugün nesillere
barış mesajı veren alanlar haline dönüştürülmesi ama sivil toplum örgütleri
‘bu yön geride kalmış’ diyorlar.
Projede ulaşım sistemine de çok titizlik gösterilmiş, bisiklet yolları ve
toplu ulaşım öngörülmüştü ama uygulamada sadece törenlere katılacak resmi
konuklar düşünülerek otoyol mantığıyla yollar yapıldı milli parka.
Kaz Dağları ise MTA tarafından maden arama bölgesi ilan edildi. Yakında,
dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı bu dağların dinamitlendiğini
duyarsanız şaşmayın.
* * *
ÇANAKKALE Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ‘Çanakkale, her yıl
bir gün açılıp ertesi gün kapatılan bir defter olmamalı’ diyor
‘Çanakkale, Gelibolu-Truva ve İda dağlarıyla birlikte ele alınması gereken
bir bölge. Ege’deki iki Türk adası Gökçeada, Bozcaada buraya bağlı.
Çanakkale’nin önemi anlaşılmalı ve ona göre projelendirilmeli.’
Gökhan haksız mı? Çanakkale’yi geliştirmeden, onu örnek bir köşe haline
getirmeden, yılda bir kez geçmişimizle övünerek Çanakkale ruhunu yaşatmak
mümkün mü?
Emin ÇÖLAŞAN
250 bİn
şehİt
BUNDAN
tam 90 yıl önce Çanakkale’de 250 bin şehidimizi birkaç ay
içerisinde toprağa vermiştik. Düşmanın da bir o kadar kaybı vardı. Bugün o
topraklarda pek çoğunun mezarı bile olmayan yaklaşık 500 bin asker
yatıyor.
Bugün size o şehitlerimizi anmak için bir fotoğraf sunuyorum. Sararıp solmuş
bir fotoğraf. Aile büyüğünün resmini bir okuyucum gönderdi. Edirne’den
Üsteğmen Mehmet oğlu Ali Rıza. Aslan gibi bir Türk çocuğu.
Yanında kız kardeşi Hatice İhsan Kirte. Büyüyünce soyadını
Çanakkale’den almış.
Bugün Hürriyet’le birlikte verilen Tarih Eki’nin ikinci sayfasındaki
fotoğrafa, o kahramanların yüzlerine lütfen iyi bakın. Bunu da birkaç yıl
önce bir okuyucum göndermişti. Ne yazık ki mektubunu kaybetmişim. Orada
yanlış anımsamıyorsam şöyle yazıyordu:
‘Bu, kahraman 57. alaydır. Benim dedem de bu fotoğrafta yer alıyor.
Çanakkale savaşları sürerken hep birlikte çektirmişler. Bu gördüklerinizin
tümü daha sonra şehit düştü. İçlerinden bir tek bile kurtulan olmadı.’
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Dedesi, babası, eşi, kardeşi, evladı veya
aile büyüklerinden herhangi biri savaşlarda şehit düşen, gazi olan, ya da
ailesi düşman zulmüne uğrayıp anavatana göçmek zorunda kalmış kim varsa,
onların tamamı yurtsever insanlardır.
Onların içinden hain çıkmaz. Çevrenize bakın, birkaç istisna dışında
bu sözümün ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz.
***
Bugün Çanakkale Zaferi’nin 90. yıldönümü. O savaşta üniversite
mezunlarımızın ve hatta üniversite öğrencilerimizin tümüne yakınını
yitirdik. Doktor, mühendis, veteriner, hukukçu... İstiklal Harbi sonrasında
yeni Türkiye’yi kuracak kadrolar bu yüzden çok eksikti.
Peki düşmanın orada ne işi vardı? Hele Anzak’ların! Nedir Çanakkale
nedeniyle sık sık duyduğumuz ‘Anzac’? İngilizcesi Australian-New
Zeland Army Corps. Anzac sözcüğü bunların baş harflerinden oluşuyor.
Türkçesi Avustralya-Yeni Zelanda Ordu Birlikleri. Ne işleri vardı
Çanakkale’de?
Birinci Dünya Savaşı’nda savaştığımız İngiliz ve Fransız orduları,
müttefikleri Rusya’ya Akdeniz yolunu açmaya çalışıyordu. Böylece Rusya’ya
yardım gidecekti. Bunun için önce Çanakkale, sonra İstanbul Boğazı’nın
açılması gerekiyordu.
Bu amaca ulaşmak için İngiliz sömürgesi olan Avustralya ve Yeni
Zelanda’dan, yani dünyanın öbür ucundan Çanakkale’ye on binlerce
asker sevk ettiler. Orası ne yazık ki hepsinin mezarı oldu.
Mustafa Kemal Atatürk 1934 yılında onlara şöyle seslendi:
‘Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada
dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler
Mehmetçikle koyun koyunasınız.
Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz.
Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat
uyuyacaklardır.
Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız
olmuştur.’
Bu sözleri tarihte ancak büyük adamlar söyleyebilirdi.
O topraklarda can verenleri biz de saygıyla analım.
|