Halka ve Olaylara Tercüman

Gallipoli mi Gelibolu mu?


28.03.2005

 

BİZİM Gelibolu diye bildiğimiz, ama hazırlayanların inatla üzerinde durarak belirttikleri GALLİPOLİ adlı belgeseli televizyonda seyrettim. Ankara'da galası yapılan belgeselin çıkışında devlet erkanı açıklama yapıyordu. Herkes, filmin güzelliği ve savaşa karşı bir duruş sergilediği hususunda hemfikirdi.

Bir destansı Çanakkale filmi beklerken kendimi o ruh havasına sokup Allah Allah sesleri duyarak ağlamayı düşlemişken nelerle karşılaştım...

Bir ANZAK çok rahat bu filmi gördüğünde hüngür hüngür ağlardı. Bir ANZAK annesi bu filmi gördüğünde nasıl aslan parçaları yetiştirdiğini düşünürdü...

Film tamamıyla yanlı hazırlanmış ama tutulan taraf emin olun bizim taraf değil! İşin garibi belgeseli hazırlayanlar Türk... Ne yazık ki bunun haricinde Türk ile alakalı dişe dokunur bir şey bulmak neredeyse imkansız!

GALLİPOLİ belgeselinde gözümüze takılan ve kafamızda soru işaretleri haline gelen sahneler neler?

- Başta da belirttiğim gibi filmin adı, künyesi, her şey İngilizce...
- Film asker mektuplarından oluşuyor. Fakat mektupların çoğunluğu ANZAK askerlerine ait. Oran neredeyse 3/1 şeklinde. Yer verilen Türk askerlerinin mektupları da 3-4 asker etrafında dönüyor ve sanki onlar da özellikle seçilmiş izlenimi veriyor.
- Belgeselde şehit kelimesi sadece 2 kez geçiyor.
- Atatürk, sıradan bir komutan görünümünde ve ancak iki kez görünüyor. Oysa Atatürk, Çanakkale'de aslanlaşmadı mı?
- Seyit Onbaşı'ya 1 saniyeden az yer verilip hiç söz edilmezken Oliver Cumberland diye sıradan bir Anzak askerini neredeyse 10 kez ekrana getirip kız arkadaşına kadar tüm hayatı anlatılıyor.
- Tam anlamıyla Türk askerlerinin aslanlaştığı Çanakkale'de Seyit Onbaşı'ların, Yahya Çavuş'ların yerini Oliver Cumberland'ler almış...
- Türk askerlerinin mektuplarında (her halde çok aramışlar) sanki o yiğitler para için savaşan, para biriktirip eşiyle balayına gitmeyi düşleyen paralı askerler gibi gösteriliyor.
- İşgal askerlerinin çıkartma yaparken (yani Türk topraklarını işgale hazırlanırken) yurdunu müdafaa eden Türk askerleri tarafından öldürülmesi bir katliam gibi yansıtılıyor.
- Seslendirme psikolojik savaş ürünü gibi... Türk tarafının kayıpları verilirken ses seviyesi düşük ama Anzaklar'ın kayıpları verilirken ses birden artıyor, vurgu değişiyor, tonlama duygusallaşıyor.
- ANZAK askerleri o kadar duygusal gösterilmeye çalışıyor ki canlandıran bir sahnede savaş kalıntılarını gezen bir ANZAK askerinin, 24 Anzak askerinin topluca öldüğü yerde parçalanmış bir ANZAK çantasından çıkmış bir kadın eldiveni, bir çocuk ayakkabısı dikkatini çekiyor. Yani savaşa gelen ve ailesinin eşyalarını yanında getiren ANZAK askeri öyle duygusal ki... Ama onu öldüren kim? Doğrudan söyleyemediklerini dolaylı yollardan bilinç altımıza sokmaya çalışıyorlar!
- Film kendi içinde çelişiyor. Şöyle ki belgeselin genelinde zorluk çeken, sıkıntıya göğüs geren taraf işgal kuvvetleriymiş gibi gösterilirken bakıyoruz ki, o zorluk içindekiler anadan doğma denizde (Hiç zorluk çeken, yanı başında her saniye arkadaşı ölen asker denize girip, eğlenir mi?) at üstünde yüzüyor. Ve Türk askerleri o denizde yüzen, eğlenen o askerlerin üzerine ateş açıyormuş!
- Gösterilen haritalarda da Gelibolu yerine Gallipoli, Çanakkale yerine Dardanels yazıyor. Galiba hiç Türk haritası bulamadılar. Endişeleri yurt dışındakilerin anlamasıysa biz de şöyle sorabiliriz: Haritada yerini bilmediğin bir yere nasıl saldırırsın? Yani belgeseli hazırlayanlar merak etmesinler Avustralyalılar da, İngilizler de Gelibolu'nun yerini gayet iyi bilirler!

Metal Fırtına 2 mi?

BİR kahramanlık destanını izlemeye gittiğimiz bu Türk yapımı belgeselin bir psikolojik savaş ürünü olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Metal Fırtına adlı kitap gibi. Bu nevi bir filme Metal Fırtına 2 diyebiliriz.

Filmde üzerinde durulması gereken bir konu da -ki hazırlayanlar bununla övünüyor- filmin savaşın kötü yanlarını ortaya koyduğu düşüncesi! Evet film savaşın kötü yanlarını -acaba iyi yanları var mı?- tüm açıklığıyla ortaya koyuyor!

Filme ilgi yüksek, yani Türkiye'de 1-2 milyon belki daha fazla kişi bu belgeseli izleyecek. Avustralya'da, İngiltere'de kaç kişi izleyecek? İlgileri ne kadar olacak? Yani hedef kitle Türkiye ve Türkler!
Filmde savaşın kötü yönleri tasvir edilirken Türk halkına, gençlere şöyle sesleniliyor: Savaşma, kendini savunma, topraklarını koruma, bunları yaparsan sana saldıran ana kuzularını(!) öldürmek zorunda kalırsın, pislik içinde yaşarsın, dizanteri olursun!
Toplum mühendislerinin elinden çıktığı belli olan Gallipoli, yoksa yiğit Türk askerlerini barbar, para için savaşan olarak göstermek mi hedeflendi! Ya da işgalciliğe soyunanlardan özür dilemek maksadıyla mı yapıldı?